ÖMÜR DEDİĞİN – COŞKUN GÜNAY


Bir İnsan Ömrünü Neye Vermeli
Harcanıp Gidiyor Ömür Dediğin
Yolda Kalan Da Bir Yürüyen De Bir
Harcanıp Gidiyor Ömür Dediğin

 

Kırıkkale’de Coşkun amcayı hemen hemen herkes tanır. Çoğu zaman onun çaldığı sazla hüzünlenir, söylediği türkülerle dalarız uçsuz hayallerimize… Fakat biz bu sefer Coşkun amcadan çok farklı şeyler dinledik…

 

17.09.1975 doğumluyum. Kırıkkale/Keskin – Cerikkale köyündenim. İlkokulu Ankara Körler Okulu’nda okudum. Kırıkkale Engelliler Spor Kulübü’nde yaşam mücadelesi veriyorum. Yaklaşık üç yıldır yalnız yaşıyorum. Doğuştan görme engelliyim. Göz damarlarım anne rahminde kurumuş. Ameliyat olmam gerekiyordu fakat doktor, yüzde seksen öleceğimi, yaşasam bile delirebileceğimi söyledi.

Yedi kardeşin içinde bir tek ben engelliyim. Bu durum beni eskiden çok rahatsız ederdi. Allah’a isyan ederdim. “ Neden benim başıma geldi?” dediğim zamanlarım çok olurdu.  Ama şimdi şükrediyorum, hayatı seviyorum. Hayatla artık dalga geçiyorum…

Öz annem ben iki yaşımdayken gaz sobasını yakarken yanlışlıkla patlatıp, yanarak öldü.  Annem öldükten sonra babaannem ve büyük babamla yaşamaya başladım. Büyük babam akciğer kanserinden, babaannem de beyin felcinden öldü. Babaannem benim için çok üzülür, çok kaygılanırdı. Babaannem annemin yanarak öldüğünü bana ilkokul birinci sınıfta söyledi.  Kahroldum öğrendiğimde…

Babam,  annem öldükten sonra tekrar evlendi. Üvey annemden üç, öz annemden dört olmak üzere yedi kardeşim var. En büyük ağabeyim akciğer kanserinden öldü. İki öz kardeşim Ankara’da yaşıyorlar.

Ben devletin bana verdiği engelli maaşı ile geçiniyorum. İlkokul mezunuyum. O zamanlar ortaokul için sınav yaparlardı, sınavı kazandım fakat torpilim olmadığı için beni okula almadılar. Bu nedenle bileğimin hakkı ile kazandığım okula zenginleri aldılar. Torpil olayı olmasaydı belki lise ve üniversite okuyabilirdim. Bu sayede maaşlı bir memur olur, engelli de olsam yapabileceğim kolay bir iş bulabilirdim. Mesela santral başında telefon çevirebilirdim. Bir görme engellinin yapabileceği en iyi iş buydu belki de… Onun haricinde bir iş yapabilir miydim bilmiyorum. Hiçbir şey olmasa bile devlet bana düzenli maaş verebileceği bir hak tanırdı.

Saz çalmayı on bir yaşımda üvey annem sayesinde öğrendim. Tahtadan saz yapıp tel gererek elime verdi. Bende tellerden sesi bularak zamanla çalmayı öğrendim. Çok seviyordum çalıp söylemeyi, hala da çok seviyorum fakat burada her gün saatlerce çalınca çok bıkıyorum. Ama ne yapayım geçinmek için buna ihtiyacım var…

 

Hiç sıcak bir yuvam olamadı. Bu yüzden bu zamana kadar evlenip yuva kurmak için çok mücadele ettim ama kısmet olmadı. Bir kere bir kızı istemeye gittim ama her şey artık eskisi gibi değil, eskiden damat olacak kişiye otuziki farzı sorarlardı. Şimdi evin var mı? Paran var mı? diye soruyorlar. Benimde durumum ortada… Ne kadar istesem de ev tutacak, ev eşyası alacak birikmiş param yok. Ben istesem bile sağlam bir kadın benimle evlenip hayatını karartmak istemedi. Bu nedenle bu zamana kadar evlenemedim. Hayatım boyunca en çok bunun için üzülüyorum.  Bu yaştan sonra da evleneceğimi sanmıyorum ama umudumu da kaybetmedim. Allah büyüktür. Eğer görmek için bir şansım olsaydı kendimi ve annemi görmek isterdim. Beni görenler çok yaşlı ve çirkin gördüklerini söylüyoyorlar. Bazen tipimi çok merak ediyorum. Bazı arkadaşlarım yaşımın 42 olduğuna inanmayıp 60 yaşında gösterdiğimi söylüyorlar.

Yirmi yıl önce yaşadığım köyden ayrıldım. Ömrüm boyunca ailemin olmaması beni çok üzdü. Bu eksiklik yüzünden hem hayata tutunamadım hem de evlenemedim. Ailesizlik beni çok büyük zorluklara sürükledi. Mesela 11 yaşımda sigaraya başlamama neden oldu. Sazı elime alıp çalmaya başlayınca herkes dertlenip bana da sigara uzatırdı. Sigarayı ilk içtiğimde başım döndü,  midem bulandı. Eve zor gittim. İkinci, üçüncü  içişimde sigara bana çok iyi gelmeye başlamıştı. Duman geldikçe keyiflenir, gülerdim…

Şimdi zamane gençlerine bakıyorum da ne ailenin ne de sazın kıymetini biliyorlar. Herkes özünü unutur olmuş. Saz ile pop müzik çalmamı istiyorlar, kimse sazı sevmiyor artık. Hâlbuki benim çocukluğum öyle değildi. Ben Neşet Ertaş şarkıları ile büyüdüm. Mesela “ Ey garip gönüllüm kara kaderlim, kaderine küsüp küsüp ağlama”, “ Tatlı dillim güler yüzlüm” şarkılarını çok sever, çok çalarım. Gençlere benim tek söyleyeceğim ailelerinin, sıcak yuvalarının kıymetini bilmeleridir. Onların yerinde olmak isteyen, anne babası ile bir sıcak çorbanın hayali ile ölecek olan bir çok insan var çünkü…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın