Pilot Kale’m Dergisi Kadriye ÖNKUZU Röportajı!

 

Önkuzu hey Önkuzu!

Önde gider Önkuzu!

Anası Dursun demiş.

Durmaz gider Önkuzu…

 

  • 23 Kasım 1970 yılında çeşitli işkencelere maruz kaldıktan sonra şehit edilen Dursun ÖNKUZU’ nun kardeşisiniz… Bize biraz O’nu anlatır mısınız?

Ağabeyim 1945’te Tokat/Zile’de doğdu. Zile’nin yerli ailelerinden geniş bir sülale olan Kuzuimamlar’dan Abdullah ve Yeter isimli anne babadan dünyaya geldi. Ağabeyimden önce doğan beş çocuk yaşamayınca ağabeyime “Dursun” adını koymuşlar. Sonra da ablam, ben ve kız kardeşim dünyaya gelmişiz. Ağabeyim hepimizin büyüğü idi. İlk ve ortaokuldan sonra sanat okulu tesviye bölümünü okudu.  1967’de Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’nu kazandı. Daha Zile’de iken oradaki arkadaşları ile Zile Ülkü Ocakları’nı açtı. Meşhur Zile Kalesi’nin eteğinde eğitim faaliyetleri yapıyorlar, ortaokul ve lise çağlarındaki gençlere düşüncelerini anlatıyorlardı. Tabii ağabeyim aynı zamanda ailemizde, akraba ve yakınlarımıza da düşüncelerini kabul ettirmişti. Söylemleri, eylemleri ve yaşantısı aynı olan şahsiyetli bir kişiliğe sahipti. O günlerdeki kısıtlı imkânlara rağmen dürüstlüğü, çalışkanlığı, iman gücü, davasına sadakati gerçekten takdire şayandı. Ağabeyim 1970’de şehit edildiğinde ortaokul ikinci sınıftaydım, 12-13 yaşlarında… Buna rağmen ablamı ve beni karşısına alır, büyük bir insan gibi o günkü Türkiye’nin, dünyanın içinde bulunduğu durumu anlatırdı. Annem, babam, babaannem ve bizlerle Türk Milleti’nin geleceği ile ilgili görüş, düşünce ve hayallerini paylaşırdı. Çok kitap okurdu, yaz tatilinde çalışarak kazandığı paralarla, harçlığından arttırdıkları ile sürekli kitap alırdı, zengin bir kitaplığı vardı. Babaannemi ve annemi çok severdi. Babaannemin şiirli ve manili konuşmalarını not alırdı. Ailemizin soy kütüğünü çıkartmıştı. Akrabalar arasında da sayılır ve sevilirdi. Sakin konuşur, sinirlenmez, anlattıklarıyla görüşlerini mutlaka kabul ettirirdi. Hayvanları çok severdi, arkadaş canlısıydı ve her şeyi paylaşırdı.

 

  • Dursun ÖNKUZU’nun mücadelesine babasının hatta dedesinin de mücadelesi de diyebilmemiz mümkün müdür?

Elbette.  Onun mücadelesi babasının, dedesinin mücadelesiydi. Dedemiz Kadir ÖNKUZU Moskoflara esir düşmüş, yıllar sonra yurduna dönmüş. Babam dört yıl askerlik yapmış. Evimizde Battal Gazi hikâyeleri, Hz. Ali’nin cengâverliklerini anlatan risaleler, halk hikâyeleri gibi bir sürü kitap bulunurdu. O zamanlar radyodan başka iletişim aracı yoktu, babam okuma-yazmayı kendi kendine öğrenmiş ama oldukça kültürlü, ileri görüşlü, derin fikirleri olan bir insandı. Haberleri kaçırmaz, gelişmeleri takip ederdi.

  • Dursun ÖNKUZU’nun siyasi mücadele dışında ilgilendiği şeyler oldu mu? Mesela şiir yazar mıydı?

Ağabeyim şiir yazar mıydı bilmiyorum ama güzel yazı yazardı. Kalemi kuvvetli derler ya öyleydi. Yabancı dili Fransızcaydı. Fransa’dan mektuplaştığı arkadaşları olduğunu biliyorum. Derslerinde başarılıydı. Titizdi, düzenli bir hayatı vardı. Her sabah spor yapardı. Ankara’ya gittiğinde judo kursuna gittiğini biliyorum. Fenerbahçeliydi ve amatörce saz çalardı.

  • Dursun ÖNKUZU’nun kitaplığında en çok hangi yazara ait kitaplar mevcut?

Kitaplığında 1000 Temel Eserin çoğu mevcuttu. Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU, Galip ERDEM, Dündar TAŞER, Necmettin HACIEMİNOĞLU, Zeki Velidi TOGAN, Alparslan TÜRKEŞ, Emine IŞINSU, Necip Fazıl KISAKÜREK, Osman Yüksel SERDENGEÇTİ gibi yazarların eserleri vardı. Dini-tarihi eserler de mevcuttu.

 

  • Dursun ÖNKUZU’nun en sevdiği şarkı neydi?

En sevdiği şarkılar, “Kırmızı Gül Demet Demet”, “Uzun İnce Bir Yoldayım”, “Hastane Önünde İncir Ağacı” idi. Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği aşığı idi. Bir sazı vardı, Yenimahalle’deki en son kaldığı evde kalmış.

 

  • 23 Kasım tarihinden önce onu en son nerede, nasıl gördünüz?

1970 Öğretim döneminde komünistler üniversitede hâkimiyet kurmak için sürekli eylem yapıyor, saldırıyor, ülkücülere rahat vermiyorlardı. Ağabeyim Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulunda yatılı okuyordu. Son sınıftaydı, olaylar tırmanınca can güvenlikleri kalmamıştı. Derslere toplu halde girebiliyorlardı. Kimileri yurda çıkmış, kimileri de ev tutmuştu. Ağabeyim de Yenimahalle’de bir bodrum katı tutmuştu, Zileli bir arkadaşı ile. Zile’ye eşyalarını götürmek için geldiğinde son görüşmemiz oldu.

 

  • Dursun ÖNKUZU’nun kardeşleriyle ilişkisi nasıldı?

Kardeşleriyle ilişkisi çok çok iyiydi. Bize çok değer verirdi. Kitap okumamızı öğütlerdi, takip ederdi. Arkadaş gibiydik. Ama yine de çok sevdiğimiz için çekinirdik. Bir dediğini ikiletmezdik. Ben sadece ağabeyimi değil, öğretmenimi, arkadaşımı, dert ortağımı, koruyucumu, her şeyimi kaybettim.

 

  • Şehâdet haberi nasıl geldi, neler oldu? Yani o atmosferi biraz anlatır mısınız?

23 Kasım 1970… Ramazan ayıydı, bayrama bir hafta falan vardı. Akşam iftar sofrasındaydık. Sofradan kalkmadan kapı çaldı. Ağabeyimin arkadaşlarından birinin babası, Cemal amca geldi. Telefon gelmiş ağabeyim yaralanmış diye (Saklamışlar bizden) radyoda haberlerde olaylar ve ağabeyimin öldüğü haberi verilmiş. Babam haberleri asla kaçırmazdı. O gün nasıl olduysa radyoyu açmamışız demek ki. Babam hemen hazırlandı, ilk otobüsle Ankara’ya gitti.  Tabii biz yakınları, ağabeyimi yaralı olarak biliyoruz. Hatta ben canım ağabeyime bakarım iyileşir diye teselli oluyorum. Evimize akrabalar, komşular gelmeye başladı. Herkes radyodan her şeyi duymuşlar. Cenaze Zile’ye geldiğinde salâ verilince öğrendik. Tabii annem başta olmak üzere hepimiz yıkıldık. Ablam Amasya Öğretmen Okulunda yatılı okuyordu. Hocaları ablamı Zile’ye getirdiler ve cenazeye katıldılar. Türkiye’nin dört bir yanından sevenleri Zile’ye geldi. Çok kalabalıktı. Yerlerde kar vardı, soğuk bir gündü. O acıyla annem mide kanser oldu. Bir buçuk yıl sonra annemi de kaybettik. İnancımız sayesinde ayaktayız. Değil, dayanılacak bir acı değil… Tek tesellimiz kutsal bir dava uğruna gittiğidir. Allah bizlere de şehâdet nasip etsin,  hepimizi Peygamber efendimizin sancağı altında buluştursun. İnşallah…

  • Süleyman ÖZMEN’in kanını taşıyan ve şehâdetine şahitlik yapacak o meşhur ceket sizde mi?

Ülkücü şehidimiz Süleyman ÖZMEN (Allah rahmet eylesin o da kanayan bir yaramız) 1970 Mart ayında şehit edilmişti. Ağabeyim o günlerde Zile’ye geldiğinde Süleyman ÖZMEN’i anlattı. Vurulduğunda yanında olduğunu, hastaneye kaldırıldığını, ne yazık ki şehit olduğunu o günleri yaşıyormuş gibi anlatmıştı. Paketinden çıkardığı ceketini anneme saklaması ve yıkamaması için vermişti. “Bu cekette şehit kardeşimin kanı var, hatırası büy-ük.” Diye sıkı sıkıya tembih etmişti. Ceketin nerede olduğunu bilmiyorum belki de aynı yıl, 8-9 ay sonra şehit edilen ağabeyimden sonra annemden saklamak için tüm eşyalarını kaldırdılar, bilmiyorum… İnsan kendi acısı yüreğini dağlarken, birçok şeyi unutuyor, bazı şeylerin üzerine düşmüyor. Şimdiki aklım olsaydı ağabeyimle ilgili her şeye sahip çıkardım. (Eşyalarına) Henüz çocuk yaştaydım.

  • Ağabeyinizin verdiği mücadeleden ilerleyen yıllarda siz nasıl etkilendiniz?

Ağabeyimin verdiği mücadele bize miras oldu; tüm ülkücü camiaya olduğu kadar bize de bayrak oldu. İnşallah lekeletmeden bu bayrağı huzur-u mahşere kadar taşıyabiliriz.

  • Dursun ÖNKUZU’nun katilleri belli mi? Nerede ne yapıyorlar?

Katilleri yakalandı. Kimisi yirmi yıla, kimisi on iki yıla mahkûm oldular. İşkence yapan, yardım edenler olarak 12-13 kişilermiş. Hepsi de 1974’deki aftan çıktılar. Katillerden TRT’de müdürlük yapan olduğunu gazeteler yazdı.  İlahi adalet tek tesellimiz. Rabbim her şeyin iyisini bilir.

  • Dursun ÖNKUZU’yu andığımızda mırıldandığımız “Hey Önkuzu!” isimli parça size neler hissettirir?

“Önkuzu” şiirini rahmetli Niyazi Yıldırım GENÇOSMANOĞLU yazmış hatta babam Ankara’da (Annemi doktora götürdüğünde) Yıldırım GENÇOSMANOĞLU ile tanışmışlar. O şiir sonra bestelendi, marş oldu şiirin sözleri ağabeyimi, onun acısını her şeyiyle bütünleştirmiş. Etkilenmemek mümkün değil. Üç kardeşin büyüğü, canımızdan çok sevdiğimiz, karıncayı bile incitmeyen ağabeyiniz sizi bu dünyada yalnız bırakıyor, dünyanız yıkılıyor. Allah o günleri bir daha yaşatmasın bu millete. Teşekkür ederim, Allah’a emanet olun…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın